Her gün yeni bir sabahla uyanıyoruz yataklarımızdan genelimiz ve yeni bir güne doğru haraket etmeye başlıyoruz.Yeni ve iyi birşeyler olması ümidini koruyarak.Sürekli yeni şeyler öğreniyor ve kendi kendimize ders çıkarıyoruz.Gariptir ki doğuştan’da herşeyi biliyoruz.Neden beynimizi keşfetmek yerine dünyayı keşfetmek yolunu seçiyoruz.Hiç düşündükmü acaba, başarılı olan insanlar dünyayımı yoksa kendilerinimi keşfetmeye çalışıyorlar.Tüm bilgilerin herkeste eşit bir şekilde var olduğu bir hard diske’de sahip olmamıza rağmen halen dışarıdaki bize ait olmayanları keşfetmeye çalışıyoruz.Bu’da insanın doğasında var sanırsam “zor olanı başarmak” güdüsü.
Related Posts
İstanbul trafiğine kuş bakışı

İstanbul dediğimiz zaman aklımıza iki tane tanım geliyor, bunlardan ilki “trafik” 🙁 diğeri ise “harikalar diyarı”. Ben İstanbul’da yaşayan biri olarak trafik kısmı ile aslında daha da ilgiliyim. Harikalar diyarı kısmı benim için ikinci sırada geliyor, sebebi ise hem bu şehrin içinde bulunmam hem de bu şehre dışarıdan bakmam aslında.
Bu arada benim gibi olanların sayısı oldukça fazla sanırsam 🙂 çünkü trafikte kaybettiğiniz zamanın yanı sıra enerjinizi ve sabrınızı da kaybediyorsunuz. Getirdiği tek şey ise kaybettiklerinizin toplamı olan stres. Bu kaybedilen zamanı geri getirmek adına kitap okumalar, sınav çalışmaları, kelime ezberlemeler, tövbe ve tesbih çekmeler vb.. bir çok kendimizi meşgul edecek çalışma yapıyoruz. Özellikle üniversite öğrencilerinin bir çoğu direk sınava hiç çalışmadan “nasıl olsa otobüste bakarım” dediğini de iyi bilirim kendimden. 🙂
Bu kadar kaybedilen ve bu kayıpları bir şekilde tekrar kazanmaya çalışan bir yapı içinde yaşamaya çalışan kişilerin bu şehre “harikalar diyarı” dememeleri de çok normal herhalde.
Benim ulaşmak istediğim yer ise bu trafiğin asıl sebebi. Bu trafiğin asıl nedenini bulabilmek için ise şu soruyu soruyorum. Bu trafiğe asıl sebep olan nedir? İnsanlar, araba sayısının çokluğu, toplu taşıma araçlarının yetersizliği?
İstanbul’da yaşayan insan sayısı ortalama 15 milyon
İstanbul’da var olan araç sayısı ise 1 milyon 270 bin
Bu kadar çok fazla insan ve aracın olduğu bir noktada trafiğin olması normal dediğinizi duyar gibiyim ama iş böyle değil. Asıl sebep yukarıda herkesin kendi arabasıyla, bir araba da bir kişi olacak şekilde bencilce yola çıkması da değil. Bu hareketin bencilce olduğunuda düşünmüyorum. Çünkü insanların kendi arabalarını bırakarak toplu taşıma araçlarına binmeleri için bana bir sebep söyleyin desem ne diyebilirsiniz. Ben söyleyeyim kocaman bir hiç.
Büyük bir kalabalık içinde itiş kakış binilen, sabah uykunuzdan fedakarlık ederek erken kalkıp ütülediğiniz gömleğin bozulacağını bildiğiniz bir toplu taşıma aracı. Bu arada binmişseniz ne mutlu size çünkü iş giriş ve çıkış saatlerinde doluluktan binemeyeceğiniz çok zaman olacak demektir. 🙂 Yine trafiktesiniz ve aynı zamanda arabanızı kullanmamnızın size kârı sadece yakıt ama bu kadar çile sizi bekliyor.
Toplu taşıma sitemi İstanbul’da bu şekilde işlediği sürece asla ve asla istediği konuma gelemeyecektir. Çünkü toplu taşıma sisteminden yararlanacak insanların kendilerine bir katma değeri yok. Kazanılacak en önemli katma değer ise zaman ve bu sistemin kullanım kolaylığıdır. Bu iki katma değer birbirinden ayrılmayan iki kavramdır. Çünkü “zaman” geri dönüşümü olmayan tek kaynaktır insan için ve yaşantısı ne olursa olsun herkesi tek bir noktada toplayabileceğiniz bir kavramıdır. Kullanım kolaylığı ise bu sistemi insanların kafalarındaki alternatif yolların başında gelmesini sağlar.
Bunun için metrobüs örneğini verirsek çok da doğru olur. İnanılmaz bir şekilde “zaman kazanımı” sağlaması büyük bir talep görmesine sebep oluyor ve her kesimden insan kullanıyor. Biniş durakları sabit ve belli olduğu için bilet alımı konusunda hiç bir sıkıntı olmuyor ve çok basit bir kullanımı var. Çok başarılı bir proje olduğunu herkes kabul etmeli bence ama..
Ne yazık ki İETT’nin tek başarılı projesidir bu. Diğer var olan projelerinin ve asıl işinin, bırakın zaman kazanımını kullanım kolaylığı bile sağlayamıyor. Otobüslere istediğiniz gibi bile binemiyorsunuz. Paranız olabilir hiç fark etmez sadece akbil ve kartı olan kişilerin binebileceği özel otobüslerdir çünkü onlar. Bir gece yarısı para çekmeyi unutmuş ve cebinizdeki 5 liraya güvenerek sakın otobüs beklemeyin çünkü avucunuzu yalarsınız. Onlar özel insanların binebildiği özel otobüslerdir. Kartını öyle her yerden alamazsınız ve kartınız varsa bile her yerden dolduramazsınız.
Çünkü bu otobüslerin çalışma mantığı, ister bin ister binme nasıl olsa işliyor, dönüyor bu değirmen diyorlar. Buna rağmen her yılda ısrarla zarar açıklayan bir yapı var. Gerçekten İETT’nin kendi muhasebelerini daha sağlıklı tutabilmek amacıyla yaptıkları bu çalışma kadar rezil bir çalışma yok. Paranız olsa bile binemezsiniz çalışması bu çalışmanın adı.
Bana zaman kazandırmayan ve kullanım kolaylığı sağlamayan bir sistemi kullanarak kendimi daha da rezil hale getireceğime kendi arabama binerek aynı trafikte müzik dinler ve kimsenin gözünün olmadığı bir koltukta otururum daha iyi..
Bu trafiğe asıl sebep olan nedir? Bana zaman kazandırmayan ve asla kullanım kolaylığı sağlamayan, İnsan taşıdığını iddia ederek yoluna sadece araç yenileyerek devam eden bir İETT.
Başkalarının düşünceleri..

Hindistan’da bir kasabada yeni evlenen bir çift, evliliklerinin kutsanması için komşu dört kasabadaki yakınlarını ziyaret etmeye karar verirler. Eşeklerinin sırtına eşyalarını yükler ve yola çıkarlar.
İlk kasabadan geçerken kadın eşeğin üzerinde, kocası yerde yola devam ederken kasabadakiler kadını parmaklarıyla gösterip ayıplamışlar.
“Baksana kadına, kendisi eşeğe oturmuş, kocasını yürütüyor. Kocasına değer vermediği, kocasını yürütmesinden belli.”
Kadın, bunun üzerine kocasını zoraki ikna edip, kendi yürümüş kocasını da eşeğin üstüne oturtmuş. Seyahate devam etmişler. Bir kaç kilometre sonra ikinci kasabaya varmışlar. Kasabadakiler bu sefer adamı ayıplamışlar
“Baksana adama. Güzelim karısını yürütüyor, kendisi eşeğin üzerine kurulmuş utanmadan”
Kasabadan çıktıktan sonra adam karar vermiş. Eşek, adam ve kadın yerde yürümeye başlamışlar. Üçüncü kasabaya varmışlar. Kasabalılar bu üçlüyle alay etmeye başlamışlar
“Baksanıza şu akılsızlara . Yanlarında güzelim eşek duruyorken hepsi yerde yürüyor. Eşeğin yardımını kullanmayacak kadar saflar.”
Bunun ardından karı koca beraber, eşeğin üstüne binmişler.Bunun üzerine diğer kasabadakiler eşeğin haline üzülüp, çifti insafsızlıkla suçlamışlar. Bunun üzerine en son kasabaya gelmeden adam ve kadın bambu sopaları destek yapıp, sırtlarında eşeği taşımaya başlamışlar. Son kasabakiler bu durumu görünce ayıplamışlar ve alay etmişler. “Koskoca insanlar kendilerini taşıtacaklarına eşeği sırtlarında taşıyor.” diye.
Yani siz başkalarının görüşlerini, kendi görüş ve bilgeliğinizin önüne alıp hayatınızı yönlendirirseniz, hiç bir zaman kendiniz için en doğruyu bulamazsınız. Başkalarının bilgeliği ve düşünceleri sizin için sadece referans olmalı ve doğru analizi seçmenizi, iyi kötü ayrımı yapmanıza yardımcı olmalıdır.